Mekke Savunma Anlaşması: Türkiye'nin bölgesel güvenlik mimarisindeki yeni rolü
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Savunma Anlaşması, bölge devletlerinin kendi caydırıcılık mekanizmalarını oluşturma yönünde atılmış stratejik bir adım olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, anlaşmanın ABD'nin güvenlik şemsiyesinin ötesine geçen yeni bir dönemin başlangıcı olduğuna dikkat çekiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Suudi Arabistan'ın Mekke şehrinde tarihî bir savunma anlaşmasına imza attı. Üç ülke arasında imzalanan Ortak Savunma Anlaşması, taraflardan birine yönelik silahlı saldırının tamamına yapılmış sayılmasını öngören ortak bir savunma mekanizması oluşturuyor.
Kolektif caydırıcılığın bölgeselleştirilmesi
Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, anlaşmayı İran–ABD–İsrail gerilimi sonrasında Orta Doğu'da oluşan güvenlik boşluğuna bölge devletlerinin verdiği kurumsal bir yanıt olarak nitelendirdi.
Savaşın Körfez ülkelerine önemli bir gerçeği bir kez daha hatırlattığını vurgulayan Doç. Dr. Özcan, "ABD koruma şemsiyesi geçirgen bir yapıda. Konu İsrail olduğunda bu şemsiyenin ne kadar sağlam olduğu sorgulanmalı. Tam bu noktada bölge devletleri için mesele, Amerikan güvenlik şemsiyesini tamamen terk etmek değil; kendi güvenliklerini yalnızca dışarıdan sağlanan garantilere bırakmayan, bölgesel kapasitelere dayalı yeni bir caydırıcılık mimarisi oluşturmaktır" dedi.
Doç. Dr. Özcan, Ankara'nın artık yalnızca bölgesel krizlere tepki veren bir devlet olmaktan çıktığını, bölgesel güvenlik mimarisinin şekillenmesinde belirleyici rol oynayan kurucu aktörlerden biri haline geldiğini belirtti. Türkiye'nin on yıllık dönüşümünün doğal bir sonucu olan bu gelişme, Ankara'nın NATO üyeliği ve ABD ilişkileri üzerinden tanımlanan konumunun çok ötesine geçtiğini ortaya koyuyor.
Tek kutuplu düzene alternatif
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Ufuk Necat Taşçı ise anlaşmanın tarihsel bir kırılmaya işaret ettiğini söyledi. Dr. Taşçı, "20. yüzyılın tek kutuplu dünya düzeninde, Batı'dan kaçanların farklı kasırgalara tutulduğu bir dönem gördük. Ancak 21. yüzyılın çok kutuplu düzeni ve bölge ülkelerinin kurumsal hafızası, Gazze'de devam eden süreçle birlikte özgün bir yol belirlemeye başladı" ifadelerini kullandı.
Dr. Taşçı, ABD'nin Abraham Anlaşmaları'nın karşısına Türkiye'nin ilham verdiği Mekke Anlaşması'nın konumlandığını belirterek şunları kaydetti:
"Bir nevi Abraham'a karşı İbrahim Anlaşması imzalandı. Türkiye'nin dış politikasında izlediği bağımsız pozisyonun, askerî, siyşi ve ticari dinamiklerle desteklendiğinde ne denli mümkün olduğunu herkes gördü. Artık ABD'den kaçarken tek alternatif Çin ve Rusya değil. Müslüman ülkelerin Türkiye öncülüğünde geliştirdiği dindaşlık, komşuluk ve güvenlik anlayışının tezahürü olan bir süreç bu."
Bölgesel dengeleri değiştirecek adım
Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Fatma Yeşilkuş da anlaşmanın sadece İsrail'in değil, İran'ın ve bölgedeki yayılmacı politikaların da dengelenmesi açısından kritik önem taşıdığını vurguladı. Uzmanlar, üç ülkenin birbirini tamamlayan özelliklerinin bu anlaşmayı benzersiz kıldığını ve Orta Doğu'nun güvenlik dengelerini köklü biçimde değiştirebilecek potansiyele sahip olduğunu ifade etti.

